Kıps

eski stBeast ben. yeniden başlıyorum bazı şeylere. bloga mesela.

ece, sen var ya ece…

ecem seçkinim konsere davet etti bugün. canım. oyş.

isn’t it amazing?

isn’t it amazing?

(Source: boobsofinstagram)

uslanmıyorum. üç işe birden başvuruyorum bu hafta. biri yine kesin olacak ve ben sıkılıp bırakacağım.

memelere balon.

memelere balon.

(Source: boobsofinstagram)

güzel memeli hatunlara selam ederim. içkileriniz benden. meme karşılığı.

güzel memeli hatunlara selam ederim. içkileriniz benden. meme karşılığı.

(Source: boobsofinstagram)

hadi yine iyisiniz. başkası paylaşmaz bunu sizinle. çakallar.

hadi yine iyisiniz. başkası paylaşmaz bunu sizinle. çakallar.

(Source: joesabia)

zuckerberg

vazgeçtim lan.

alışkanlıklarımdan, takıntılarımdan, bağımlılıklarımdan, ottan boktan, her şeyden… bundan sonra kafama estiği gibi yaşayacağım. kimin ne dediği sikimde olmayacak. bakire kızları sikip, sabahında suratlarına taksi parası fırlatıp göndereceğim yanımdan. true good’dan chaotic evil’a evrimleşeceğim. böyle olmuyormuş. sikerler.

biri gelsin kafamı siksin lütfen. lütfen.

gençkızlareklesinlütfen.com

yaralı müzesi

merhaba,

ben buraları pek sevmeyen, ancak buralardan da tam anlamıyla kopamayan insan, namı diğer stBeast. halk arasında bu isimle bilinmekle birlikte daha elit bölgelerde klassno (bir zamanlar bir porno siteye isim olmuşluğu bile var), hanibana (eski blogum olmakta kendisi), ve damdandusenadam (çok eskilerden bahsediyor bu nick) olarak bilinmekteyim. bugün bu yazıyı yazma nedenimi ciddi anlamda bilmiyorum. tek bir his var içimde, artık şu kelimelerden kurtul.

buraları sevmiyorum demiştim, hala sevmiyorum. zaten adam gibi yazdığım bir blogum var. burası benim arka bahçem, insanlara göstermediğim yüzüm, kimselerin okumadığı hislerim, görmezden geldiğim isteklerim. burası, benim. ben, burada hayat bulan duyguların adamı, duygusuz insan, konuştukça konuşan, içtikçe çenesi açılan, çenesi açıldıkça içen, içtikçe yazmak isteyen, yazdıkça uzatan, uzattıkça uzatan, vazgeçmeyen, inatçı, gerzek, kaotik evil, boş adam, network manyağı, elinin uzanamayacağı yer olmayan birisiyim. ben, senin olmak istediğin kişiyim.

gülmek istiyorsan bana katılabilirsin diyorum, beni dinlemiyor. sanki biz adam öldürüyoruz burada. altı üstü sigara dumanından solumanın imkanszı hale geldiği bi kahvehanenin karbonatlı çayını içiyoruz ve ona sorduğumuz sorular haricinde tek duyduğumuz ses, kart ve pulların sesi. burası, kimsesizlerin buluşma noktası mezarlıklardan bile ürkütücü bir yer. açıldığı ilk gün kapısına “simitçiler ve üye olmayanlar giremez” yazılı bir uyarı yazısı asılmış, ve üyelikleri davetiye ile dağıtılmış bi kahvehane. kimse kimseyle konuşmaz, kimse çaydan memnun kalmaz, içeri simitçi girmez, kahvehaneci adam ortalarda durmaz, televizyondan at yarışı eksik olmamasına rağmen at yarışından kimse anlamaz bir yer burası. burası yaz kış sıcaktan şikayet edenlerin yeri. burası onun gelmeyeceği türden bir yer.

elinde sigarası ile durdu. sanki sonsuza kadar o sigarayı içebilecekmiş gibi derin bir nefes daha alıp artık iyice filtreyi yaktı. “dur” dedik, dinlemedi. karşısından esen rüzgara rağmen ciğerlerini dolduran sigara dumanını içinde tuttu ve asla nefes almadı. o pis ve kötü kokulu dumandan kurtulana kadar biz birer sigara daha içtik. o ne iş yaptığı belli olmayan, nerede yaşadığı bilinmeyen ancak her daim “burayı çaylayan” adam olmuştu. asla konuşmaz, her daim oyunu kazanır, ve arkasına bakmadan giderdi. tam bir kahvehane yaşlısı görünümündeydi ancak daha yaşı can çatlasa otuzdu. buralara nereden geldiği, üniversitelilerin takıldığı cafélerde ne işi olduğunu kimse bilmiyordu. okulda öğrenci değildi, öğrencilerden kimseyi tanımazdı. her zaman rastgele bir masada oturur, yanına yine rastgele 3 kişi gelir ve hiç konuşmadan oyun oynarlardı. onlar, sanki biraz garipti.

bir şarkı daha çalmaya başladı fonda. sarı saçlarını tek omzundan yana topladı kadın ve sigarasından derin bir nefes daha aldı karşısındaki adamın gözlerini delen bakışlarına aldırmadan. nefesini usulca bıraktı. bu lüks mekan onun daha önce gittiği yerlere benzemiyordu. hesap masada alınmıyor, şarap tadılmıyordu. peki ya şarap bozuk çıksaydı? ya yemek soğuk olsaydı? bir saniyeliğine tekrar düşündü yaptığı şeyi ve devam etmeye karar verdi. aldığı zevk bitene kadar devam etmeye… bugün onun günü olmalıydı ve bunu ancak bu şekilde sağlayabilirdi. peki ya olmazsa ne yapacaktı? ya zevk alamazsa yapacağı hiçbir şeyden? ya gideceği yeri beğenmezse, ya da bir şarap daha içmek isterse? ne derlerdi ki ona? o bir şarapçının kızıydı ve şaraptan anlardı. şarabın sohbetini de bilirdi, şarabın müziğini de, şarabın kadınını da, şarabın gecesini de. şarap gibiydi. kıpkırmızı.

kendinize iyi bakın. iyi geceler.

buralar tam nereler?

caminin oradan sola dön dedilerdi müdür, ben yanlış geldim heral. tuhafiyenin yanında demişlerdi ama bulamadım ben tam. bi’ bilen varsa el edin versin, çay içeriz beraber sonra oturur.

çay demişken, günde 1 demlikten fazla çay içerim.

kayboldum la ben yine.

yaz günü

buraya bir yazı yazacağım ama yazamamaktan korkuyorum. daha önce de dediğim gibi, hiç sevmiyorum burayı.

neyse ki yeni bloğumu açtım. blogspota beklerim. canlarım.