Kıps

eski stBeast ben. yeniden başlıyorum bazı şeylere. bloga mesela.

Romantik

Hollywood kliseleri ile buyuyen, pop kulturun daimi yasayicisi ve savunucusu olmus, sadece “hayat kotu, anlasilmiyoruz” temali kitaplar okumus ya da okumakta olan, 3. sinif fusion muzikler dinleyip kendine eziyet eden, bittabi ask adina en buyuk amaci bir alfaya trip atmaktan oteye gidemeyen pek kiymetli insanlar, insanlarimiz…

Agziniza pek de yakisiyor devrim kelimesi, daha diyet nedir bilmezken. Agziniza pek de yakisiyor adalet kelimesi, daha muhakeme nedir bilmezken. Agziniza pek de yakisiyor halklarin kardesligi taksim starbucksta, Esenler’de bir dakika bile gecirmemisken.

Agziniza sicayim, sicayim ki aklinizi basina devsirin. Sicayim ki kafanızı o telefonlarinizdan kaldirip sokagi ve hayati yasayin. Sicayim ki tatli su solculugundan kurtulup kendinizi ise yarar hale getirin. Kurtulun su romantikliginizden amin feryatlari!

Agziniza sicayim.

Fitted

Biz guzel insanlarin guzel muzikleriyle, guzel kitaplari ve guzel siirleriyle buyuduk. Biz belki de en sansli nesildik. Ancak bizden sonra gelen nesil bizim sansli oldugumuz kadar sanssiz. Ellerinde guzel muzik yok, guzel kitap yok, guzel siir yok. Unique olmaya calisirken bokunu cikartan, siir yazacagim derken sacmalayan, roman yerine sacma sapan olay sarmallari yazan insanlar var onlarin elinde. Bu da bizden onceki neslin zamanlama hatasindandir.

Farkinda misiniz, Kucuk İskender okuyup Mungan’a romanci diyen, muzik niyetine ‘Kadikoy sound’ dinleyen bir nesil var pesimiz sira gelen? O da en iyisi. Selena Gomez ve Miley Cyrus’a da hasta olanlari var. Daha acip bir sayfa Tolstoy okumamis, ama ‘Bukowski coğiyi abii yaa’ diyenler var. Bir nota Led Zeppelin dinlemeyip, Yes’in adini bilmeyip ‘abi Kadıköy’de bi grup var…’ diyen bir nesil var arkamizda. Ve bizim cocuklarimiz bunlari gorecek, maalesef bunlardan etkilenecek.

Tehlikenin farkinda misiniz?

Input

Fakir ama gururlu, ayni zamanda da cirkin herif vardi ya. Fakir ve cirkin olmaya devam ediyor o. Gururu sikip attik.

Merhaba,
Ozledim lan sizi. Keraneciler. Opuyorum gidinizdan.

Bir de geceleri yatmadan once dua edin benim icin, MFO yalanci ciksin, yalnizlik omur boyu surmesin diye.

xoxo

never for this site

sonuna kadar dayanabilir misin?

yalnızlığın orta yerinde buluşmuştuk seninle sevgili. o basamak basamak yerde bir sen vardın bir de ben. iki sıra gerideki davetsizi saymazsak, kediler de karışmaya çalışıyordu bize. gecenin ıssızlığında yol almaya çalışan tır şoförü gibi hissetmiştim kendimi. sen oradaydın ama benimle değildin, tıpkı arabaya alınan otostopçu gibi, hem dinliyordun ama umursamıyordun. biraz sonra ne olduysa oldu, ben gittim, sen gittin, kediler gitti, davetsiz kaldı. elimdeki sigaranın artık filtresi yanmış, ateş parmaklarıma kadar gelmişti. sen arkana bakmadan gittin. sonra ben bir sigara daha yaktım, ışıkların arasından geçerken. iki adım sonra sigarayı düşürdüğümü farkedip bir tane daha yaktım. bir tane daha, ve bir tane daha. daha iki adım atabilmiştim ki, aslında hiç sigara yakmadığımı farkettim. aslında ben sadece kalkmış, zihnim bomboş bir halde yürüyordum, yürüdüğüm yeri bilmeden. boşluğu hissediyordum ve sigara yakmalıyım dedim kendime. yaktım. hiçbir şey değişmemişti, ne o düşündüğüm büyüj duygular, ne o planladığım konuşmanın gerçekleşmemesi… hiçbir şey değişmemişti ve sen sadece çekip gitmiştin. sen çekip gittikten sonra ben ne yapsaydım ya? yürüdüm. boş, halsiz, yürüdüm. 

nasılsın? ben hala kötüyüm. arayıp sormuyorsunuz hiçbiriniz. kendimi assam haberiniz olmayacak. bunu yaparım, yapabilirim. boşluğun tam ortasındna kaçabilirim. ama o zaman boşluk, daha da boşluk olmaz mı? ya da ben aptal? sen güzel? biz kötü? onlar flu. 

mühim değil. kanımız kaynıyor işte. görüşmek üzere güzel insan. kendine iyi bak.

POST

Hollywood’un civikliktan gecilmeyen romantik filmlerine ayilip bayilan kizlarin kendilerini seven erkeklere cektirdigi cile var ya, hah iste o o cile o kizin kezbanligin amina koydugunun gostergesi. Yavsakligin ve orospulugun dibine vurdugunun nisanesi. Iki dakika insan olun lan, kendinize gelin amina koyim. Gri pijamayi cekip mandalina soyarken ic gecirmeyin de, gotunuzu kaldirip bi sike yarayin.

settings

bazen durmadan konuşmak ister insan. ve bahsettiklerini dinlemeyen insanların var olduğu bir yerde olmak ister. konuşmalarının havaya olduğu, şarkıların da dinlenmediği yerlerde olmak ister. bu isteklerin sonu gelmese de, insan ister. 

birkaç gün önce bir yazı geldi aklıma. oldukça güzeldi aslında, ancak yazmayı unuttuğum için uçtu gitti. not bile almamıştım. şimdi ise o yazının yasını tutuyorum sadece. o yazı için içiyor ve o yazı için susuyorum. belki de sadece hayal kuruyorum. 

bir gün, şu okul bittiğinde ne olacağıma dair bir fikrim yok. kendi bölümümü sevmiyor ve bölümümün gerektirdiği işi yapmak istemiyorum. bunun için sürekli olarak farklı işlerde çalışıyorum. brand managerlık, yatırım danışmanlığı, reji asistanlığı, çevirmenlik, redaktörlük ise bunlardan sadece birkaçı. bunlardan kendime göre güzel paralar kazandım, bir şekilde yaşamaya ve derslerime devam ettim, ancak sonuç olarak yine de bir çıkmazdayım. şu ana kadar hayatının tüm saniyelerini kontrollü bir şekilde harcamış olan ben, şu andan sonrasını nasıl kontrol edebileceğimi bilememenin hüznü içerisinde gelmiş yine bir blog yazısı hazırlıyorum. peki ya olmazsa? peki ya mezun olduktan sonra hiçbir iş bulamazsam? 

bu işin sonu ne olacak bilmiyorum ama, biraz korkuyorum sanki. 

Publish

Turgut Uyar meme deyince sikinti yok, ben deyince abaza. Lutfen ikiyuzlu olmayalim. Meme, memedir. Ve bizim orada gote got denir.

HTML

"let’s keep shouting, and dancing, and drinking, and smoking, and dying!" she said. that was a normal day for him, maybe just at the beginning.

she pulled out a joint of weed from her bag. lit it, and smoked till her lungs are full. that was normal. she drank some vodka, that was normal. the thing abnormal was shouting. she was shouting.

"stop shouting bitch!" he said. stop it you fucking slut. we should go home, he added.

they went.

orteil

memleket mi, yıldızlar mı?

uzunca bir yolun ardından gelmiştim bu otogara ben. binlerce insanın bir yerlere yetişme çabası, sağımdan solumdan bir selam dahi vermeden geçen insanlar, yanımdan geçip giderken çantası vuranlar ve dönüp bir özür dahi dilemeyenler.


uzunca bir yazın ardından, soğuk bir kış gününde gelmiştim bu otogara ben. nereye geldiğim hakkında bir fikrim yoktu elbet, çok övmüşlerdi ama. ne güzel şehirdi burası. bir de nereye gideceğimi bilseydim… bir numara vardı cebimde, “sana yardım eder bu çocuk” demişlerdi, “istanbul’u avcunun içi gibi biliyor”. peki ben nasıl arayacaktım? bir telefon, bir santral, bir postane yoktu buralarda. ne de tanıdığım birisi. bağıran bir adam gördüm, bizim oranın adını söylüyordu. “kırşehir” diyordu, gelin götürelim. ona yaklaştım, bizim oralı olmalıydı. abi bir telefon edeceğim, nereye gitmeli? önce bir süzdü, git işine arkadaş dedi.
peki ya ben nasıl arayacaktım?

birisi yanaştı yanıma, “kalacak yerin yoksa gel benimle” dedi. gel seni götüreyim, misafirim ol. peki ya sen kimdin? bizim oralı da değildin.

elimde çantam, sessizce yürümeye başladım. bir gün elbette ben de bulacatım gitmek istediğim yeri. ah bir de bilseydim…

yaralı bir şahin olmuş yüreğim.

15. Battle of the Bands

Selamlar,

Battle of the Bands yapıyoruz. Türkiye’nin en eski yarışmalarından birisi bu alanda (Altın Mikrofonu saymazsak). Tanıdığınız ettiğiniz, sevdiğiniz sövdüğünüz, hayranı olduğunuz, ulan şunlar turne filan yapsalar da groupiesi olsam dediğiniz amatör grup ya da grupları yönlendirebilirsiniz. Ödüllü filan. Hem de ücretsiz. Gelsinler, yarışsınlar, sonra da albüm çıkartsınlar.